
– Müziğe olan tutkunuzun temelleri çocukluk yıllarında nasıl atıldı?
Müzüğün içine doğdum diyebilirim. Annem piyanist, koro şefi, aynı zamanda akordeon usta derecesinde çalıyor. Rahmetli babam ise bir yandan felsefe profesörü olup, diğer yandan orkestra şefi ve birçok enstrüman çalan bir müzisyen idi. Evde piyano dahil birçok müzik enstrümanı vardı. Annem beni karnında taşırken ben onlarla birlikte provalardan konserlere dolaşıyormuşum. Ben daha birkaç aylıkken fark etmişler ki, duyduğum müziği inanılmaz dikkatle dinliyorum, çok belirgin ilgi gösteriyorum. Onun üzerine evdeki piyanoyu karyolama yaklaştırdılar ve ilk oyuncağım aslında piyano oldu. Ayaklanmaya başlar başlamaz zevkle tuşlara dokunuyormuşum, ve dikkatle sesleri dinliyormuşum…Daha sonra duygularımı piyanoya dokunarak paylaşmaya başlamıştım. Ve şimdiye kadar da aslında bunu yapmaya devam ediyorum:)

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
kaynak olarak ekleyin
– Klasik müzik ile Doğu ezgilerini bir araya getiren tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz? Son olarak ünlü tenör Hakan Aysev ile “Üsküdar’a Giderken” i yeniden yorumladınız. Geri dönüşler nasıl? Yeni düetler, başka isimlerle ortak çalışmalar olur mu?
Batı ve Doğu müziğini aslında henüz SSCB’de iken yapmaya başlamıştım, özellikle senfonik bestelerimde hint geleneksel enstrümanları kullanarak. Türkiye’ye geldiğimde ve buradaki olağanüstü zengin ezgiler ile ve enstrümanları ile tanışınca doğal olarak onları da müzikal renk paletime almaya başladım. Erkan Oğur, Hamdi ve Mehmet Akatay, Aziz Şenol Filiz, Süleyman Erguner, İsmail Hakkı Demircioğlu, Mısırlı Ahmet…Tüm bu ve daha fazla müzisyen ile öncekli senelerde yoğun olarak hem albüm hem de konserlerde çalıştım. Son zamanlarda ise, Aforizmalar 432 albümüm ayda bir single olarak çıkmaya başlayınca yine güzel işbirliklerim oluyor. Önce Borodin’in “Uletay” eserini uyarladım ve opera sanatçısı Suren Maksutov ile kendim de vokal yaparak Rusça ve Türkçe seslendirdim (Türkçe sözleri de kendim yazdım). İkinci single bağlama üstadı Çetin Akdeniz ve billur sesli Ceren Akdeniz için Doğu Karadeniz türküsünü uyarladım “Bu Dünya Bir Pencere”. Üçüncü single Hakan Aysev ile ve bu albüm için uyarladığım meşhur “Üsküdar’a Giderken”i seslendirdik. Bu tür çalışmalara “kucaklaşma” demeyi tercih ederim, sevgili Erkan Oğur’ın deyimi ile.
” 4 YAŞIMDA BESTE YAPMAYA BAŞLADIM”
– Beste yaparken ilhamınızı en çok nelerden alıyorsunuz?
İnsan olarak nelerden etkileniyorsam, besteci olarak da onu bestelerime aktarıyorum. 4 yaşımda iken besteleri yapmaya başladım, o zaman da hayatımda etkilendiklerimi müziğe aktarıyordum. Yaklaşık 7 yaşında iken anladım ki, ben bir nevi tercümanım. Benim ilgi alanıma giren şeyleri müzik diline tercüme ediyorum. Hepsi olabilir: olaylar, tablolar, edebiyat ederleri, doğa halleri, birinin gülümsemesi, bir ışık hüzmesi…
– Yeni albüm ya da konser projeleriniz neler? Repertuvarınızda kimlerden ilham alıyor ve esinleniyorsunuz?
En yakın zamanda 18 Temmuz’da benim için çok özel konser Antalya AKM’de gerçekleşecek: “Antalya Günlükleri” adını verdiğim konserde, orada seneler önce yaşamış olduğum birkaç senenin bir nevi vefası olan bir konser. Orada kurulan dostluklar, piyano öğrencilerim, yaptığım besteler, geçirdiğim zorluklar ve beraberinde yaşadığım mutluluklar; daha önce hiç paylaşmadığım ayrıntılar ile dinleyiciler ile paylaşacağım. Hatta eski dostlarımdan “Antalya Reçelcisi” Ebru Kocaacar da bu konserin gerçekleşmesi için özel bir destek verdi, salonda da o zamandan tanıdığım sevdiğim birçok insan olacak.
Ayrıca Pasaj Müzik’ten çıkmaya başlayan “Aforizmalar 432 albümüm bir sene boyunca her ay single şeklinde yayımlanmaya devam edecek ve Türkiye’de sevdiğim ses sanatçılar ile her bir single için bir düet yapmaya devam edeceğim, hepsine uyarlamaları ben yapıp ayno zamanda piyano çalıyorum ve zaman zaman kendi vokalim ile katılıyorum. Albümün ilk konseri Zorlu PSM’de gerçekleşti ve yeni sezonda turne şeklinde devam edecek. Özge Fışkın, Tuna Kiremitçi dahil olmak üzere birçok sürpriz isim ve şarkı duyacaksınız.

– Müzik sizin için bir ifade biçimi mi, yoksa bir şifa aracı mı?
Müzik benim için dünya ile kurduğum iletişim biçimidir; müziği dinleyenler için eğer şifa oluyorsa ne mutlu bana. Bunu yıllardır insanlar dile getiriyor, ve bu benim için çok kıymetli bir nitelendirmedir.
“TÜRKİYE, HAYATIMIN DÖNÜM NOKTASI”
– Uzun yıllardır Türkiye’de yaşıyor ve üretmeye devam ediyorsunuz. Türkiye size sanatsal anlamda neler kattı?
Türkiye çok renkli, yoğun duyguların, zengin kültürün ve derin maneviyatın olduğu yerdir. Bana kattıkları sonsuzdur, hayatımın çok önemli bir dönüm noktasıdır. Henüz SSCB dağılmadan önce uluslar arası sanatsal bir görev üzerine eski eşim ile birlikte Türkiye’ye gelmiştik ve ben buraya ilk bakıştan, ilk sesten…aşık oldum. Daha sonra SSCB dağıldı ve ailemin fertleri tüm dünyaya dağılıp beni o yıllarda ısrarla yanlarına çarığıyordu, ama aşk bu…Gitmedim, kaldım. Ve bundan dolayı çok çok mutluyum.
“YAPAY ZEKA YAPMA ÇİÇEK GİBİ”
– Yapay zekâ ve dijital teknolojilerin müzik üretimine etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yapay zekayı yaratıcılık alanında kullanmayı doğru bulmuyorum, tam da “yapay” olduğu için, yapma çiçek gibidir. Hakiki yaratıcılık bana göre sayılmaz yapay zeka üretimleri. Fakat yardımcı eleman olarak özellikle popüler müzik alanında malzemelerden biri olarak, işi biraz daha çanuklaştıran bir araç olarak kullananlar var ve neden olmasın diyorum. Ama yaratıcılık kısmı insanda olmalı. Yoksa sıklıkla duyuyorum, insanlar yapay zekaya beste yaptırıp sonra da “ben yaptım” diye yola çıkıyor. Böyle bir şeyi tabii doğru bulmuyorum.
– Bugünün müzik dünyasında klasik müziğin yeterince ilgi gördüğünü düşünüyor musunuz?
Klasik müzik anlamak için hazırlık ve odaklanma isteyen bir alandır. Onun için genel olarak dinleyiciler diğer müzik alanlarına göre daha az oluyor. Bu doğaldır. Başka bir alfabe gibidir klasik müzik ve kulak alışkanlığı ve iç çalışma isteyen bir alan…
– Dinleyicilerinizden aldığınız en unutulmaz geri dönüş neydi?
Konserler esnasında dinleyicilere dönerken gözlerindeki ışıltı ve gözyaşları…canlı kalpler olduğunu ve müzik ile sinerji olduğunun işaretidir, en kıymetlisidir.
– Yoğun çalışma temponuzun dışında sizi en çok dinlendiren aktiviteler neler?
Yemek yapmak, yürüyüş, doğayı seyretmek, derin odaklanmak, şiir yazmak…
– Sanatın insan ruhunu iyileştirme gücüne inanıyor musunuz?
Kesinlikle öyle olduğunu düşünüyorum; sadece her sanat eseri ruhu iyileştirmez, bu konuda ciddi nüanslar var; hatta genel olarak sanatın ve özel olarak sesin, müziğin etkisini anlatan bir kitap yazdım “Her İnsan Bir Bestedir”/Destek Yayınları. Bu ayrıntılara derin bir şekilde kitapta girmiş oldum.
– Bugüne kadar gerçekleştirmeyi hayal edip henüz hayata geçiremediğiniz bir projeniz var mı?
Bir gün bir film çekmek istiyorum, yönetmen olarak veya en azından yönetmen yardımcısı olarak.). Hatta müziğini de ben besteleyeyim, içinde de oynayayım.
– Genç piyanistlere ve bestecilere vermek istediğiniz en önemli tavsiye nedir?
Piyanistlere – her eseri ele alırken önce duygu ve düşünce örgüsü olgunlaşmalı, sonra teknik, tersi değil.
Bestecilere – olabilecek tüm teknik bilgileri edinip, bünyelerine o teknikleri yerleştirip, sonra ise serbest uçuş yaparak kendileri ile tam samimi olarak, içinden geldiği gibi besteler yapmak ruhu çok besleyen bir şeydir. Samimiyet ve içtenlik. Bizi robottan ayıran nitelikler…

“HİNDİSTAN’DA PİYANOSUZ KALDIM”
– Kariyeriniz boyunca sizi en çok zorlayan dönem hangisiydi ve bunu nasıl aştınız?
Hindistan’da yaklaşık 8 ay boyunca ve sonra Türkiye’de yaklaşık 3 sene piyanosuz kaldım. Bebeklikten itibaren hep piyano ile olup, hatta tatillere bile giderken piyanolu yerleri özenle seçerek geçen hayattan sonra böyle bir dönem çok ağır geldi. Nasıl aştım? İçimden müziği devam ettirdim, ve masa gibi düz yüzeylerde “piyano” çaldım. Parmaklar durmadı, ruhum durmadı, sadece o müziği benden başka kimse duymadı…
– Hayat felsefenizi birkaç cümleyle özetlemenizi istesek neler söylersiniz?
İnsan olabilmek. İnsansı doğuyoruz, ama insan olmak ustalık ister…Bunu her söylüyorum…
“SOSYAL MEDYA KALKARSA, BU GEREKSİNİM DE ORTADAN KALKAR”
– Günümüzde sanatçılar için sosyal medyanın ne kadar gerekli olduğunu düşünüyorsunuz?
Gerekli diye düşünüyorum. Çünkü şu anda insanların odağı daha çok sosyal medyadadır, ve insanlara sanat ile ulaşmak için en hızlı iletişim aracı, duyuru ve tanıtım aracı kuşkusuz sosyal medya oldu. Ama sosyal medya ortadan kalkarsa diyelim, o zaman sanatçılar için de bu gereksinim ortadan kalkar.
– Önümüzdeki dönemde sizi nerelerde göreceğiz? Hayranlarınızı neler bekliyor?
En sık duyacakları proje “Aforizmalar 432” olacak, güzel bir turne ile Türkiye’de birçok şehre geleceğiz ve güzel şarkıları kendileri ile sahneden paylaşacağız.
– Son olarak Hürriyet okurlarına vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Bu fırtınalı hayatta içimizde ve doğada var olan Ahenk’i keşfedip dünyadaki ahenksizlikleri kendimizden başlayarak çözmeye başlayabiliriz. Sevgilerimle.

