Türkiye’nin 22 Milyar Dolarlık Piyasa Müdahalesi ve Kriz Yansımaları

Türkiye’nin 22 Milyar Dolarlık Piyasa Müdahalesi ve Kriz Yansımaları

25 Mayıs 2026 tarihinde CHP kurultayının iptali talebiyle açılan davada, mahkeme “tedbirli mutlak butlan” kararı verdi. 21 Mayıs Perşembe günü açıklanan bu karar sonrasında piyasalarda büyük bir dalgalanma yaşandı. Türk Lirası, dolar karşısında hızla değer kaybederken, borsa devre kesici sistemine girerek işlemlere kapandı. Ancak, Türkiye Varlık Fonu’nun güçlü alımları sayesinde borsa kapanışında bir toparlanma gözlemlendi. Doların rekor seviyelere ulaşan yükselişi, döviz müdahaleleriyle durdurularak bir denge sağlandı.

Murat Muratoğlu, Nefes dergisindeki yazısında, kamu bankalarının “arka kapı” müdahaleleriyle piyasaya sürülen döviz miktarının korkutucu boyutlara ulaştığını belirtti. 19 Mart 2025’teki İBB operasyonunda Türk Lirası’nın bir günde yüzde 5-6 oranında değer kaybettiğini hatırlatan Muratoğlu, bu sefer “kıpırdamayan kur” algısıyla TL’deki değişimin sadece yüzde 0.3’te tutulmasının maliyetini açıkladı. Uluslararası finans medyası ve Bloomberg kaynaklarına dayanan verilere göre, yalnızca Perşembe günü kurun 45.71 seviyesinde sabit kalabilmesi için 7 ila 14 milyar dolar harcandı. Cuma günü ise müdahalelerin devam etmesiyle birlikte 5 ila 8 milyar dolar ek bir rezerv daha kullanıldığı belirtildi. Bu iki günlük gayri resmi müdahalenin toplam maliyeti, piyasa gerçekleri göz önünde bulundurulduğunda 22 milyar dolara ulaştı.

Mali müdahalenin büyüklüğü, Merkez Bankası’nın güncel rezerv verileriyle karşılaştırıldığında krizin derinliğini gözler önüne seriyor. 15 Mayıs haftası itibarıyla Merkez Bankası’nın net rezervi 52.1 milyar dolar, swap hariç net rezervi ise yalnızca 37.2 milyar dolardı. Yapılan 22 milyar dolarlık müdahale, ülkenin swap hariç net rezervinin neredeyse yarısının sadece iki gün içinde “kuru sabit tutma” amacıyla kullanıldığı anlamına geliyor.

Muratoğlu, iktidarın bu harcamayı mahkeme kararının siyasi bir krize dönüşmesini engellemek ve “istikrar” algısını sarsmamak için gerçekleştirdiğini ifade etti. Yazar, döviz kurunun Türkiye’deki siyasi ve psikolojik etkilerine dikkat çekerken, vatandaşların dolar kurunu bir refleks gibi takip ettiğini, kurun sabit kalmasının ise iktidar tarafından “sorun yaşanmıyor” izlenimi yaratmak için kullanıldığını vurguladı. Merkez Bankası’nın asli görevinin siyasi krizlerin sonuçlarını temizlemek değil, halkın birikimini ve refahını korumak olması gerektiğini de belirtti.